İstanbul Notları

İ

Ani verilen bir kararla gittiğim İstanbul’da, 2 gün kaldım. Aslında günübirlik planı yapmıştım, uymadı işte. Gezmek için gitmemiştim zaten, yine de az çok gördüm bi’ yerleri.

Baştan belirteyim: Hala İstanbul’u çok sevdiğimi söyleyemem. İstanbul benim için, içindekilerle güzel. Ama Ankara hiç öyle mi? Elbette oradan sonra Ankara ‘oyuncak şehir‘ gibi geliyor! Ulaşım için bile bu kadar çok hattın olması insanı şaşırtıyor, beni ise korkutuyor. Özellikle taksi-dolmuş olayı pek hoşuma gitti. Sırayla anlatayım:

  • İstanbul’a, Ankara’ya iftar yemeği için gelen Ömer Ekinci ile birlikte gittik. Yolculuk sırasında kendisiyle epey sohbet ettim. Bu sırada, Ali Kaya ve Onur Sencer ile de tanıştım. İstanbul’a gidiş kısmı zevkliydi. Bol bol geyiğe vurduk. Ömer Ekinci, tam internet ortamında gördüğüm gibi, yanında nasıl tepki verir diye hiç düşünmedim, çok babacan.
  • Sabah 06:00’da Mustafa Öztürk beni Çapa’dan aldı. Fatih’te oturuyormuş, tam öğrenci evi. Biraz onunla konuştuktan sonra uyku vakti geldi. Yol yoruyormuş..
  • İlk gün Mustafa ile birlikte akşam, ben pek istemesem biraz İstanbul’da dolaştık. Hatta kaybolduk bile! Eminönü’nden, Kadıköy’e vapurla geçtik. Bu sırada, kendisinin yeni aldığı fotoğraf makinası ile deneme fotoğrafları çektik. (Güzeldi, o fotoğrafları istiyorum Mustafa.)
  • Kadıköy’de, Moda, Bahariye gibi kelimeleri sık tekrar ederek bir yeri aradık. Oradan bizi, İsmail Emrah Demirayak aldı. Halı saha maçı sırf ben Ankara’dan geliyorum diye o güne alındı. İsmail Emrah’a çok teşekkür ederim. Çok faydası dokundu İstanbul’da.
  • Halı saha maçına gelirsek. 7’şerden oluşan takımlar, zor uğraşlar sonucu sahaya ulaştı -özellikle biz-. Takımlar dengeli olması rağmen bizim şansımız ile maç içerisinde hep öndeydik. Özellikle kalecimiz Mehmet Çakır tam formundaydı. Hasan Başusta ile aynı takımdaydık, kendisine pek pas veremediğim için fırça yedim. Murat Can Demir ile tanıştım. Çok merak ediyordum. Özellikle Twitter’dan tanıyordum, onunla tanıştığıma çok memnun oldum.
  • Maçın ardından, Metin Kahraman ile -maçta oynamadı- biraz sohbet etme imkanı buldum, güzel tavsiyeleri oldu.
  • O gün gece, Mustafa ile İstiklal Turu yaptık, ardından da eve gelip muhabbete devam ettik.
  • Ertesi gün ise, yine akşama doğru Tuuba Tirin ve Uğur Samsa ile Taksim’de buluştuk. Taraça’da oturup, birkaç saat sohbet ettik. Tuuba’dan çok orjinal fikirler geldi. Aklımdakileri de paylaşıp birkaç ortak noktaya vardık. Bunları unutma Tuuba. Uğur Samsa’nın bu kadar sıcak kanlı olduğunu bilmiyordum. Daha sonra sık sık görüşeceğim insanlardan birisi olacak sanırım.
  • O günün akşımda, Başak Sarıca ile dolaştık. Kahve, yemek falan. Hoş bir sohbetin ardından ben yine Mustafa’nın yanına döndüm. İstanbul’da ilk defa kendi başıma bir yere gittim. Hem de 3 vasıta ile, az değil be.
  • Son gün pek bir şey yapmadım. Zaten sunum da yoktu. Anadolu Ulaşım ile -ki bunu da yazmalı ayrıca bloga- Ankara’ya döndüm. Yolculuk da fena değildi.

Ankara’ya gelince ilk düşündüklerim şunlardı:
– İnsanlar neden yürüyen merdivende bekliyor?
– Burası oyuncak şehir sanırım.
– “İstanbul’a tövbeli olmak” diye bir deyim var mı?

İki şehir arasında o kadar çok fark var ki! Ama ben yaşadığım yerden çok memnunum. Hayat şartları değişken elbette ama, ben Ankara’da mutluymuşum, bunu anladım.

Herkese ve yapılan her şeye çok teşekkürler.
Sene içerisinde tekrar İstanbul’a gitmek umuduyla..

7 Yorum

Oğulcan

Arşivler

Kategoriler