Şimdiki Aklım Olsaydı

Ş

Hepimiz biliyoruz ki, tecrübe diye adlandırdığımız afilli kelime esasında sadece ne kadar sıçtığımızı gösteriyor.

Ders çıkardıklarımız tecrübe hanesine, tekrar ettiklerimiz ahmaklık hanesine tereddütsüz yazılıyor. Bir süredir yeni yaş, yeni iş, yeni sorumluluklar üzerine düşünüyorum. Geçen zamanın telafisi için, daima daha çok zamana ihtiyacımız var. 22 yaş bazı şeyler -örneğin ölmek- için erken olsa da, aslında çoğusu için de geç bir yaş.

Karakter oturmuş, telafisi olmayan tercihlerin bir kısmı yapılmış, kalanı ise zaten yapılmış olanlara bağlı. Yani anlayacağın son rötuşlar kalmış sadece geriye.

Geçmişi düşünüp hayıflanarak ya da gelecek kaygısıyla yaşayarak bu günü hiç etmenin yanlış olduğunun farkındayım. Yine de beni bu noktaya getiren tercihleri bir kez gözden geçirmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Şimdiki aklım olsaydı..

Hep az çalışan öğrenci olarak konumlandırmıştım kendimi; ilkokul, lise, üniversite fark etmiyor. Değiştirebilsem; daha az çalışırdım.

Daha erken kitap okuma alışkanlığı kazanmak için, bilgisayarla 5 yıl sonra tanışmaya razı olurdum. 8-10 yaşındayken renkli ekranlar, kuru saman kağıtlardan daha çekici geliyor insana. Pardon çocuğa.

İyi bir lise kazanmayı her şeyin önünde tutmaktan kesinlikle vazgeçerdim, zaten tuttuğum halde de başaramadım ya, neyse. Okulu daha çok asar, daha fazla sınav sorusu çalardım.

Hayatıma mal olacağını bilsem dahi futbolu bırakmazdım. Bunca hengame arasında, her şeyi unutturan, soyutlayan çok az şey bulabiliyor insan.

Asla bilgisayar mühendisliği tercih etmezdim, ki çocukluk hayalimdir. Bir şehri terk ediyor olmak için başka şehri yeğlemezdim. Daha çok insanla çalışabileceğim, iletişimin daha önemli olduğu bir meslek hazırlığını, örneğin İzmir’de ve hayatın içerisinde daha çok kalarak okumayı tercih ederdim.

Geçici uğraşlar uğruna siyasete olan ilgimi kısıtlamaz, aksine arttırırdım.

Yüzmeden, izcilikten, doğa sporlarından “göt göbek bağlayacak” kadar uzaklaşmazdım. Bir enstrüman çalmaya daha erken yaşta başlar, hayat çizgimi bambaşka bir yere taşıyabilirdim.

Daha sık yazardım. Daha sık yazardım. Ve yine daha sık yazardım. İçini ne kadar dökersen, o kadar rahatlıyorsun. Duvara bile olsa.

“İnsan biriktirmeye” daha erken başlar, daha çok hata yapmaktan ve yaşımın cesaretini daha sık aşmaktan çekinmezdim.

Peki ne olurdu?
Sanırım Ddha başarısız olurdum işte. Bir anadolu lisesi okuyamazdım mesela, ki kusura bakmayın bi halta da yaramıyor. Mühendis olamazdım. Bu yaşta bir işim olmazdı. Şartlar gereği daha kısa süreli planlar yapmak zorunda olurdum.

Toplumun (aile, arkadaş, çevre) başarı algısını kazanmak iyi hoş ama, 20 yaşın telafisi 55’deyken olmuyor. Unutmamak gerek.

Bu kadar.

10 Şubat 2012

8 Yorum

Yoğunluk | Emre Ece'nin Kişisel Web Sitesi için bir cevap yazın Yorumu iptal et

  • Yazındaki düşünceler sonuna kadar katılıyorum.Özellikle de okul hayatı kısmına.İnek olmaktan çevre yapamadım,sosyal medyada yer edinmedim yeni yeni farkediyorum herşeyi 🙂

  • Başarı nosyonu o kadar sığ ve dar kalıplar halinde öğretilmiş ki bize biz büyüyüp (çok geç büyüyoruz, aileye çok bağlıyız) tekrar gözden geçirene kadar o dar kalıplara sıkıştırılmış halde buluyoruz kendimizi. Umarım bu konuda etkileyeceğin insan çok olur. Durup bir gram düşünmesine vesile olacağın. Özellikle çocukların için diliyorum bunu. Eline sağlık.

  • […] bir yazısını okudum ve eğitim hayatım, yaptıklarım, yapmadıklarım üzerine düşündüm. Şimdiki Aklım Olsaydı başlıklı yazısında hemen hemen düşündüğüm şeyler üzerine yazmış. Yapmak istedikleri […]

  • o şekilde olsaydı belki daha huzursuz ollucaktın… en iyisi siktir etmek.. samimi söylüyorum.. yazılımı seviyorsun belli.. canın sıkıldıkça kod yazmak adama iyi gelio.. ki biliosundur… yeni bi girişim yapmak ancak seni memnun eder.. yeni bi teknoloji yeni bir sosyal ağ ya da daha iyi bi sosyal whatever.. ancak bunlarla canını sıkmaktan başka bişey olmaz.. senin yerinde olmak isteyen bir dünya insan vardır.. mutsuz olacaklarını bilseler dahi… vardır..

Oğulcan

Arşivler

Kategoriler