Sahi bloglara ne oldu?

S

Bu yazı için geç kalmış olabilirim. Zira bloglara her ne olduysa olalı belki 3-5 sene oldu. Yine de bir dönemi, hatta bazı dönüşümleri okumak ve değerlendirmek açısından bloglara bakmanın doğru olduğunu düşündüğümden böyle bir yazı yazmaya karar verdim. 

Bloglar neyi ifade ediyor?

Bu tanımlamayı yapmadan, dönüşümü tarif etmek zor olacak.

2007-2009 arası Türkiye’de blog yazmaya başlamış ve doğal olarak blog okumaya da başlamış internet kullanıcılarına bakınca ben şu profili görüyordum: İnternet geçmişinin bir kenarında forumlar yer almış; bu forumlara katkı sağlayıp sağlamamasından bağımsız olarak internette forumlarda vakit geçirmiş, Youtube kullanan (yalnızca izleyen değil), internetin varlığını yaşamının bir yerine oturtmuş bir kullanıcı kitlesi.

Deniz Tan’ın kulakları çınlasın, 2010’lu yılların başında “sahi Friendfeed olmadan ne yapıyorduk?” paylaşımına verdiği cevap aslında bu sorunun da cevabı. Hatırladığım kadarıyla şöyle demişti: ‘Sözlük, youtube vs. vakit geçiriyorduk…’

Sözlük bir kenara, bloglar bence okuma & yazma merakına sahip ancak var olan araçlara pek ısınamamış, orta sınıf insan profilinin kendini ifade ettiği bir mecra olarak ortaya çıktı. Dönem itibariyle forumlardan daha bireysel, yeni medya tartışmalarının başlangıcında, Türkiye’de teknolojik altyapı şartlarının iyileşmesinin ortalarında ve özgürleşme nidalarının sonunda.

Sonra ne oldu?

Yine aynı günlerde, dijital ajansların mantar gibi patladığı bir dönemi gördük. Dijital ajanslar, erken sosyal medya döneminde (twitter öncesi diye de düşünebiliriz) yeni medya tartışmalarıyla birlikte, klasik reklamcılığın ötesine geçmek veya ondan alan kapmak için blogları araçlaştırdı.

Önce profesyonel blogculuk tartışması başladı. Ardından da markalar çeşitli vesilelerle blogların içine ve içeriğine yerleşti. Lansmanlar ve bültenler, ürün tanıtımları hızlıca blogların içeriği haline gelmeye başladı. Buna kısa bir süre refleks gösterildiyse de sonuç alınamadı.

Markalar artık blog yazarlarının davet veya dahil edildiği özel etkinlikler yapıyordu. Yani bloglar dijital ajansların markaya sunduğu sözleşmelerde bir kalem haline gelmişti. Bence birinci kırılma burada yaşandı. İstanbul çevresine yakın olmayan ve yaklaşamayan blog yazarları bu andan sonra dönemin yükselen trendlerine, yani sosyal medyaya doğru yönelip blogları bir süreç içerisinde terk ettiler. Bu yönelim elbette sosyal medya elbette blogların alternatifi olduğu için gerçekleşmedi.

Terk edenlerden geriye, yalnızca markalar için içerik üretebilecek veyahut zaten tüketim alışkanlıkları için içerik üreten blog yazarları kaldı. Yani mutfak, teknoloji veya moda blogları. Burada sayıları birkaç düzineyi geçmeyecek blog yazarını ayrı tutuyorum.

Ardından şunu gördük: İnternet mecrası ve internette harcanan süre, diğer birçok hızlandırıcının da sayesinde; dijital ajansların ufkunun ötesinde genişlemeye ve büyümeye başladı. Yani bloglar ve hitap ettiği kitle, dijital ajanslara bir kalem olarak yetmemeye başladı. İşte ikinci kırılım burada gerçekleşti.

Bu kırılım ile birlikte bahsettiğim blogların içerik üretenleri ya dijital ajansların çözüm üreticisi olmaktan çıkıp, bizzat çalışanı olmaya geçti. Yani eskinin blog yazarları artık bir ajansın metin yazarı, bir markanın organik bağlantısı, bir derginin editörü ya da yazarı veya dijital işlerinin bir köşesinden (tek bir titr olmadığından böyle ifade ettim) tutmuş çalışanlar haline geldiler. Yine sayıları birkaç düzineyi geçmeyecek blog yazarını ayrı tutuyorum. Not düşmek açısından: Bu kırılmaya kadar gelebilmiş blog yazarlarının veya yazmak isteyenlerin bir kısmı bu süreçten sonra topluluk halinde blog yazacak mecralara doğru ilerlediler.

Özetlersek; dijitalleşmenin açtığı pazar önce blogları araçlaştırdı, sonra dönüştürdü en sonunda da çeşitli şekillerde kendi bünyesine katmak suretiyle yuttu.

Peki bugün ne görüyoruz?

Bugün markaların ve doğal olarak ajansların elinde bloglardan daha işlevsel mecralar araçlar olduğu yadsınamaz. Sosyal medya, kabaca internetin belirleyicisi olmuş durumda. Haber sitelerinden tutun, politikacılara, sporculardan bir semt kitapevine kadar tüm taraflar internete dair varoluşlarını sosyal medya üzerinden gerçekleştirme gayretinde.

Artık blogların yerine, youtube kanalları ve instagram hesapları var. Fenomenler dönemi başladı. Üstelik bunlar, bloglar gibi bir liste halinde dijital ajansların kalemi olarak yer almıyor. Her biri, tekil olarak, çeşitli markaların doğal networkü haline geldi. Öte yandan sektörün taşları yerine oturdu, kapsamı daraldı yani artık ‘içeriye’ dahil olmak zor. Hatta bir kast sisteminden dahi söz etmek mümkün.

Bununla birlikte dijital mecraların hitap ettiği kitle logaritmik olarak arttı. Kitle arttığı için dijital içerikler alanından taşıp, eskiden kısmen çatıştığı alanların içine girmeye başladı. Youtube kanalı yönetenler artık bir habere daha kolay konu olabiliyor. Geleneksel mecralara çıkması artık çok kolay ve doğal. Bir Youtube kanalınız varsa sinemanın kapıları dahi kolaylıkla açılabiliyor.

Geçmişte dijitalleşme tarafında söz söyleyenler, ki artık bu kelimeden bile fark etmiş olabilir, artık tek taraflı dönüştürme işlevlerini kaybettiler. Dönüşüm artık iki taraflı. Artık süreç, bir bültenin alakalı blogda yer almasının veya bir teknolojik ürünün incelemesinin ötesine geçti. Yani sözüm şu ki; Youtube kanalları araçlaştırılamadı. Amaç bu olmasa da.

Birkaç sonuç ve bizi ne bekliyor?

Bu dönüşümün bence bir önemli sonucu var: Blog yazan ve okuyan insanların sosyal statüsü ve profili ile bugün youtube ve instagram’ın köşesini tutmuşlarınki aynı değil. Popülist yaklaşımlar, her yerde olduğu gibi Türkiye’de de benzer eğilimleri yükseltti. Artık örneğin; bırakın iyi eğitim almış olmanın, akademik kariyerin dahi bu mecralarda çok az karşılığı var. Bir konuda 2 dakikalık yazıyı okumak yerine 15 dakikalık video izlemek daha tercih edilir hale geliyor. Hadi mübalağa etmeyelim, 2 dakikalık yazı mı 2 dakikalık video mu sorusunun da cevabı aynı.

Bu sonuç Türkiye’de emsallerini yaşayanlardan daha hızlı bir şekilde yayılıyor. Tepkisizlik veya yalnızca tepki vermiş olmak tepkili olma durumu yani toplumsal çürüme denen hadise artık her yerde. Bunu da herhangi bir konuyu, alanı, sektörü, kitleyi ele alarak görmek mümkün. Bloglar bir örneği.

Bizi sağlık alanından tutun, herhangi bir teknolojik ürünün ne sunduğuna kadar; metodolojik çalışmalar neticesinde ortaya çıkan bilginin yerine, kişisel deneyimi önde, otorite ya da belirleyici tutan bir pratik beklemekte.

İzlemeye devam edelim.

2 Yorum

Yasin için bir cevap yazın Yorumu iptal et

  • Bu dönüşümde sadece sosyal medyanın değil Google’ın da payı büyük. Trende ayak uydurdu da diyebiliriz belki ama aramalarda öne çıkmak, trafik çekmek artık çok daha zor. Blog yazmak önceleri iyi içerik üretmek ile ilgiliydi ama sonra ilgi çekmekle alakalı olmaya başladı.

    Eline sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

    • Kesinlikle öyle, Google veya diğer bir açıdan, ziyaretçi çekememek de bu dönüşüm sürecini bir şekilde etkiledi. Teşekkür ederim yorum için.

Oğulcan

Arşivler

Kategoriler